• 29Nis

    Oyunlaştırmayı bir iş tasarım modeli olarak düşünmekteyim. O kadar ki, kişinin çalışmayla ilgili yaptığı herşeyi bir oyun gibi algılayıp, “işi yapmak” yerine “oyun oynamak” tanımını yerleştirmeyi daha akla yatkın bulmaya başladım. Elbette hayattaki her süreci oyun olarak görüyor olmanın belli sınırlılıkları olacaktır. Ama bu sınırlılıkları keşfedene kadar ben oynadığımız oyunların çeşitleri üzerine biraz konuşmak istiyorum. Burada da kimi zaman meşhur oyun teorisi ile açıklanmış sıfır toplamlı oyun kavramı üzerinden oyunları ikiye ayırıyor olacağım.

    Oyun teorisini bilen bilir deyip geçmeyeyim. Kendi ifadelerimle açıklayayım. Oyun teorisi en az iki karar vericinin iki alternatifi olduğu bir durumda verdikleri karara göre ortaya çıkan sonucun, karar vericilere dönüşlerini sayısal sonuçlar üzerinden açıklayan bir teoridir. Bu sonuçlar matematik denklemlerle hesabı yapılarak seçimlerin yorumlanmasına gidecek şekilde oluşturulur ve oyuncuların elde ettiği fayda düzeylerine göre yorumlamalar yapılır.

    Bu teori Mahkumun İkilemi (Prisoner’s Dilemma) isimli meşhur örnekle anlatılsa da, işyerinde yaşanılan tüm olaylarda iki taraftan birisinin mutlaka zararına olacak ya da taviz vermesini gerektirecek duruma düşüleceğini varsaymak çok da gerçekçi değil. Özellikle de kişilerin, grupların, departmanların hatta bazen firmaların karşılıklı faydalarına olabilecek alternatifler varken.

     

    Ya galipsin ya mağlup. Toplam = 0.

    Aynı departmanda aynı statüde çalışan iki kişiyi örnek alalım. Hakkı ile Şükran, muhasebe departmanında çalışıyor olsunlar. Normal koşullar altında, bu kişilerin birbirinin doğru ya da iyi yaptıkları bir işten faydaları olması gerekir. Hakkı’nın eksiksiz fatura girişi yaptığı bir durumda Şükran beyanname hazırlarken sorun yaşamayacak, Şükran’ın düzgün karşıladığı bir telefondan dolayı Hakkı tahsilatı gerçekleştirebilecektir gibi… Burada işi doğru yapmayı oyunda puan kazandıran hareket olarak ele aldığımızda, biri puan kazandığında diğeri de kazanacaktır. Oyunu bu mantıkta kurguladığınızda bir oyuncunun puan kazancı diğerinin kaybına yol açmamakta, en kötü ihtimalle diğer oyuncu açısından nötr bir durum oluşmaktadır. Denklem nasıl değişebilir? Örneğin bu iki oyuncunun hangisinin puanının daha yüksek olduğunun irdelendiği bir durum ortaya çıkarsa? “Kim daha fazla doğru iş yaparsa o terfi alsın.” dendiği anda oyunda bir kazanan, bir de kaybeden olacaktır. Kazanmak bir puan, kaybetmek eksi bir puan almak gibi düşünün, iki oyuncunun toplamda elde ettiği sıfır olmaktadır. Birisi ne kadar kazanırsa, diğeri de o kadar kaybediyor. İşte bu tür, oyuncuların toplam kazancı ile toplam kaybınının mutlak değeri birbirine eşit olan oyunlara sıfır toplamlı oyunlar adı veriliyor.

    Küçüklüğümden beri, birisinin kaybetmek zorunda olması gerektiği duygusu hoşlanmadığım bir his olduğu için sıfır toplamlı oyunlardan olabildiği kadarıyla uzak durmaya çalıştım. O nedenle de iki kişi birleşip bilgisayara karşı oynanan oyunları kişilerin birbiriyle kapıştığı oyunlardan ziyade, düşmanın yapay zekalı olduğu ya da közülmesi gereken bir bilmece olduğu oyunları oynamayı tercih ettim. Bu tür oyunlar da elbette sıfır toplamIı olmaktan uzak.

    Ancak, toplum yapısı ve kültürümüz de bu sıfır toplamlı oyun oynama ve bu çerçevede sıfır toplamlı düşünme tarafına daha yatkın. Orijinali BBC’de yıllarca devam eden the Weakest Link – En Zayıf Halka yarışması Türkiye’de başladığında, iki ülkedeki yarışmacıların Çok bariz bir stratejik farklılığı dikkatimi çekmişti. Oyun, belirli bir süre içerisinde yarışmacılara teker teker soru sorulması, kişiler bildikçe artan para ödülünün bir havuzda birikmesi ve finalde sadece bir kişinin ödülü almasına dönük bir yarışma. Kişilerin elenmesi de her soru turunun arkasından bir kişinin yarışmacılar arasında yapılan oylama ile dışarıda kalmasıyla yapılıyordu. İngiliz yarışmacılarda grup en fazla yanlış yanıt veren yarışmacıyı gönderirken, Türkiye’de en çok doğru yanıtı verenin elenmesi tercih ediliyordu.

    Sadece bir kişinin kazanacağı ödülü kazanırken ödül miktarı yerine bireysel fayda azamileştirmeye Öncelik vermek belki bir stratejik tercih olarak görülebilir. Ancak, bu stratejinin, birden fazla kazanana izin verdiği bir durumda da izleniyor olması kişileri ne gibi fırsatlardan, ne kadar büyük kazanımlardan mahrum bırakıyor, buna bir bakmak lazım.

    Sıfır toplamlı oyunlara yoğunlaşma nedenlerinin sosyolojik irdelenmesi, bu yazıda yapmak istediğim bir şey değil. Aşağıdaki linkte yer alan yazıda bunu detaylı okuyabilirsiniz. Ama vurgulamak istediğim bir husus var, o da kurgulanan süreçlerde (Ki bunların tamamı aslında bir açıdan oynanan oyunlardan ibarettir.) kişilerin sıfır toplam düşünmesine engel olacak sistemler geliştirilmesinin bu bilinci arttıracağıdır. Örneğin, En Zayıf Halka gibi sonunda tek bir kişiye büyük ödül sunulan bir durum yerine her etapta elenenlere küçük başka ödüller verirseniz, eminim kişiler geride kalan “Survivor” olmayı değil, grup faydasını Öncelikleri olarak belirlemeyi tercih edebilirler.

    http://www.theaugeanstables.com/2009/06/19/the-psychology-of-zero-sum-selections-from-my-current-manuscript/#more-1830