• 20Mar

    Bir süre önce yazıp kenara kaldırdığım ama neden yanına almadığımı bilmediğim bir değerlendirme yazısını paylaşmak istiyorum.

    Günümüzde iletişim araç ve yöntemlerinin fazlalaşması iletişimin niteliğini ne derece arttırdıysa, işyerinde sürekliliğin sağlanması konusu da o kadar ilerlemiş olmalı diye düşünebilirsiniz. Ancak kalıplara sıkıştırılmış kavramlar açmazı yüzünden iletişim süreçlerinin aksamasıyla birlikte, bir arada belirli bir süre çalışabilmek de zorlaşmaktadır.

    Buna sebep olan temel açmazın, kavramların slogan ya da sınıflandırmalar olarak kullanılırken altının boşaltılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bunu bir de hata yapma korkusu ve insanların bir konu hakkında soru sormasının o konudaki bilgi düzeyi hakkında kesin yargıda bulunulmasına yol açması da var ki, aslında burada da peşin hükümlü olmanın rolü büyük. İnsanlar en temel ölçekte geçimini sağlamak için çalışıyorlar. Tabii işyerleri ve kariyer yolu, insanlardan daha büyük fedakarlıklar ve karşılığında daha yüksek getiri sunan fırsatlarla dolu. Ancak bunu yaparken de rekabetin söz konusu olması ve işyerlerinin önemli bir kısmının bu rekabeti körüklemesi ile birlikte, insanların bireysel başarılarını önceliğe almalarıyla daha sık karşılaşıyoruz. Bununla birlikte, insanların birbirini daha fazla yermesiyle, yapılan işleri eleştiri yağmuruna tutması bir adım sonra gelebiliyor. Ve geldiğimiz son noktada da, yenilik getirmek ya da farklı konular üzerinde çalışmak amaçtan çok kaçınılması gereken bir tavır haline geliveriyor.

    Burada yenilik ve farklılık vurgusundan çok bu tavrın sürekliliğe verdiği zararın üzerinde durmak lazım. Yukarıdaki tasviri bir vaka olarak ele alalım. Yenilik getiren kişinin aklından geçenlerin ne olduğu konusunda onu eleştirenlerin bir fikri var mı sizce? Bu kişinin kendini göstermeye çalıştığını, bunun için de mevcut ortamda gerekliliği şiddetle tartışılması gereken bazı işlere imza attığını düşünüyorlar eminim. Ve dışarıdan ilk bakışta haksız da sayılmazlar. Peki, bu kişinin amacının salt kendini göstermek olarak görülmesi ne kadar doğru? Bu kişi, gerçekten içinde bulunduğu yapıya katkı sağlayacak da olabilirdi. Kişinin niyeti farklı olmakla birlikte, teklif ettiği proje gerçekten kısa veya uzun vadede herkesin yararına olabilirdi, bu ne derece düşünülmüştür sizce? Ya da, bu arkadaş belirli bir süre sonra şirketten ayrıldı diyelim. Herhalde arkada kalanlar “Burada istediklerini yapamadı.” eksenli düşüncelere girecek. Peki o kişinin şirketteki emeklerine, geldiği noktaya, dahası şirketin ona yapmış olduğu doğrudan olmasa bile dolaylı yatırıma ne olacak? Öyle ya, birisi işe başladıktan sonra çalışacağı işi öğrenmek için, hiçbir eğitim programına tabi tutulmasa bile birilerine soru soracaktır. O insanlar da belirli ölçüde yardım edeceklerdir ki bu da var olan işleriyle uğraşmamaları demek. Bu da bir yatırım, öyle değil mi?

    Şimdi klişeleri kırıp bir de diğer taraftan bakalım. Yenilik getiren kişi, bunu ortaya koydu, baktı ki eleştiriden eyleme geçecek zemin yok ve ayrıldı. Peki bu kadar mı olmalıydı? Acaba onu eleştiren kişilerin aklındaki gerçek düşünceler neydi? Elindeki işi farklı sunsa, orada olan herkes bu atılımın onlara getireceği faydalar konusunda bilgi sahibi olsa, farklı olmaz mıydı? Ya da o kadar hazırlanılmış bir iş orada bırakıldığında ona yazık değil mi? Kişinin emeklerine, ısrarına, çalışmasına hatta umutlarına?

    Bütün bu anlattığım empati yüklü alternatif bakış birebir yaşandığı durumda ne farklıydı peki? İnsanlar birbirine kalıplarla bakmadılar; karşıdaki kişinin tam olarak ne anlatmak istediğine odaklandılar ve herkes bunu yaptığında muhtemelen daha başarılı oldular. Çünkü takım çalışması olarak yüceltip yine altını boş bıraktığımız, takım çalışmasına uygun olmak ya da olmamanın bütün mesele olduğu kavramda da esas, sinerji oluşturmaktır. Sinerji de temelde 2 kişiden 3, 3 kişiden 5, 5 kişiden 10 kişilik çalışma verimine ulaşabilmektir; dolayısıyla farazi değil ölçülebilir bir kavramdır. İnsanların basit süreçlerde bile iletişiminde ciddi aksamalar yaşarken, bu şartlarda kritik iş süreçlerine girip uzun süreler boyunca çalışmasını sağlamak çok zor hale gelmiyor mu sizce?

    İşin kötüsü bu kalıp yargılar tuzağına birçok insan düşüyor ve öğrenim düzeyi çok yükselmesi bu engeli daha da arttırabiliyor. Nedeni de basit, siz düşünce yapınızın temeline bir yargı oturtup, onun üzerine bir yapı kurduktan sonra tekrar geri dönmeyip en temeldeki yargıyı katı ve değişmez bir gerçek olarak gördüğünüz zaman hayatın belirli bir alanına kendinizi kapatıyorsunuz. “A bölgesinden kökenliler doğru iş yapmaz” üzerine kurulan yapıda A bölgesini, “X Üniversitesi’nden mezunsa burnu havada olur” üzerine kurulan yapıda X üniversitesi mezunlarını çerçeve dışına itmiş olursunuz ki nereden bakarsanız bakın size bir kayıp olarak yansıyacaktır. Kasten olmasa bile iradeniz dışında tek bir detayın göz ardı edilmesi bazen çok büyük kayıplara yol açabilir.

    Peki bu tuzağa nasıl düşüyoruz? Burada belirttiğim düşünce kalıplarını ve bu kalıplarda düşünen kişileri etiketleyip “Böyle yapmayın.” demek, yazımızın içeriğiyle birebir çelişecektir. İnsan zihni hızlı karar vermek, sorunların üstesinden gelmek ister. Bazı kişilik tiplerinde daha baskın olmak üzere öngörülü olmak, bir işin bütününe parçalardan hızla gidebilmek ister. Peşi sıra yaşanmış birden fazla olaydan sonra yaşanan başka bir olayı eskilerine benzeterek çözmek tecrübeli olmak demek ya da var olan bir tecrübeden faydalanmak demektir. Bu tarz bizi belki hiçbir zaman yanıltmayabilir. Dahası, yukarıda bahsettiğim yollardan geçmek aslında fazladan zaman kullanmayı getirir ve her süreçte bunu uygulamak birçok işyeri ya da iş kolu için zaman kaybı anlamına gelebilir. Dolayısıyla işletmelerde oturtulacak yapılarda bir konuya farklı açılardan bakabilen takımları bir araya getirmek buna en kestirme çözüm olacaktır. Ancak bu kişilerin bir araya getirilmesi işin ilk adımı, bu kişileri bir arada tutabilmek gerçek başarıdır. Farklı insanları bir arada tutabilecek düşünce yapısı, her birisini anlayabilme temelinde oluşturulmalı ve bu şekilde farklılıklar, farklı düşünceler kurtulmak gereken bir kusur değil, beklenmedik bir yer-zamanda farklı bir çözüme gidebilecek potansiyeller olarak ele alınmalıdır. Bir arada çalışmak ancak böyle keyifli, verimli ve kazançlı olur; bir kişi, grup ya da hiyerarşik kademe için değil, herkes için.