• 20Mar

    Evimize özgü olduğunu düşündüm ama dışarıdaki insanlara anlatınca paylaşılan bir değer olduğunu anladığım salon koltuklarımız dan bahsetmek istiyorum. Hani kurulmayı daha iş yerindeyken düşünmeye başladığımız koltuklar var ya; şu “Mesai bitse de gitsem, bir güzel koltuğuma kurulsam.” dediğiniz? İşte o koltuklarla ilgili bir tespitim var.

    Gerek kitap okuduğumda gerek insanlarla konuştuğumda, gerek bir takım eğitimlere gittiğimde kendi kendime bazı planlar yapıp her günün sonunda hayatımı değiştirecek adımları atmaya karar verip, o koltukla temas ettiğim andan itibaren tatlı erteleme adımları ile başlayan ve kah bir oyunun başında, kah uyku aleminde, kah bir televizyon programında biten akşamlar yaşıyorum. O koltuk kendine adeta tutkallıyor beni ve yerimden kalkamıyorum. Elbette fiziksel olarak üstünden kalkmak kolay ama sonrası? Saniyeler içerisinde tekrar aynı yere yığılıyorsunuz, o koltuk sizi bir mıknatıs gibi kendine çekiyor. Bazen yatma zamanı geldiğinde, ya da vücudunuz uyanık kalmaya ciddi olarak direnmeye başladığında, ya da zihniniz pes edip başka alemlere daldığında gününüzün nasıl geçtiğinin muhasebesini bile yapamıyor, fethetmesi çok kolay bir kaleyi yine fethedemeden yeni bir güne başlıyorsunuz.

    Bu tasviri kendi kendime yapmış ve kimseyle paylaşmamıştım ama birilerine anlatınca ilgi çekici olduğunu gördüm ve bunun üzerine paylaşıyorum. O koltuk bir koza, bir yaşam alanı, bir mıknatıs veya bir hapishane oluyor. Ama tespiti tek başına yapmak yeterli değil; neden bir koltukla böyle bir ilişkiyi kurduğumuzu ortaya koymak da önemli. Benim bu konudaki tespitim ise tanıdık gelecek bir ifade: Konfor alanı.

    Yaşantımızda birçok uyaran var ve bu uyaranlardan kendimizi soyutlamak istiyoruz. Özellikle de çok sıkı çalışıp yoğun bir günün ardından kendimizi dinlenerek ödüllendirmek istediğimiz zaman. Kişiden kişiye değişen dinlenme metotları var elbette; bu kimisi için akşam haberleri, kimisi için dijital oyunlar, kimisi için birisi ile sohbet, kimisi için ise sosyal medyaya dalmak şeklinde oluyor. Burada kişilik özellikleri önemli olmakla birlikte, tamamının dayandığı yerin konfor alanı olduğunu düşünüyorum. Konfor alanlarımızda kendimizi gündelik yaşamdan soyutlayarak dinlendiğimizi düşünüyoruz. Halbuki, özellikle elektronik cihazlarla eyleşmek bırakın kafanızı dağıtmayı, sizi daha da yoran ya da en iyi ihtimalle nötr etkisi olan zaman çalıcılar oluyor. Elinizden bıraktığınız kitap, ertelediğiniz sporunuz veya birazdan bakmayı planladığınız ev işleriniz biriktikçe ve bunları tamamlamakla ilgili bir hedef de belirlemişseniz, iyi bir düşünce ve eylem planı ile yaptığınız bu işleriniz size yük olarak dönüyor. Okumak üzere alınan her kitap, şansı varsa antika olarak kalacak olan el sanatları, enstrüman vb. eşyalarınızın maddi yükü bile bir araya getirildiğinde ciddi meblağlara karşılık gelebiliyor.

    Hepsi tabelasında Konfor Alanı yazan, koltuktan imal edilmiş tek kişilik hücrenizden çıkmamanızdan kaynaklı bu hale geliyor. Bu kadar tespiti yaptıktan sonra reçete de yazmak gerekirdi ama, kişisel çözümlerin bütünsel gibi aksettirilmesi bu analizin ardından daha büyük kötülük olur gibi. Kiminiz tünel kazacak, kiminiz parmaklıkları eyelemeye başlayacak, kiminiz “Beni çıkarın.” diye yardım çağıracak, hatta bazıları hapsolduğu yerde kalarak bunu aşabileceği konusunda kendini telkin edecek; hangisi size daha uygun olur ve somut karşılıkları her bir kişi için ne olur emin değilim. Ama söz, genel geçer sonuçlara erişirsem burada mutlaka paylaşacağım.