• 20Mar

    Bir süre önce yazıp kenara kaldırdığım ama neden yanına almadığımı bilmediğim bir değerlendirme yazısını paylaşmak istiyorum.

    Günümüzde iletişim araç ve yöntemlerinin fazlalaşması iletişimin niteliğini ne derece arttırdıysa, işyerinde sürekliliğin sağlanması konusu da o kadar ilerlemiş olmalı diye düşünebilirsiniz. Ancak kalıplara sıkıştırılmış kavramlar açmazı yüzünden iletişim süreçlerinin aksamasıyla birlikte, bir arada belirli bir süre çalışabilmek de zorlaşmaktadır.

    Buna sebep olan temel açmazın, kavramların slogan ya da sınıflandırmalar olarak kullanılırken altının boşaltılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bunu bir de hata yapma korkusu ve insanların bir konu hakkında soru sormasının o konudaki bilgi düzeyi hakkında kesin yargıda bulunulmasına yol açması da var ki, aslında burada da peşin hükümlü olmanın rolü büyük. İnsanlar en temel ölçekte geçimini sağlamak için çalışıyorlar. Tabii işyerleri ve kariyer yolu, insanlardan daha büyük fedakarlıklar ve karşılığında daha yüksek getiri sunan fırsatlarla dolu. Ancak bunu yaparken de rekabetin söz konusu olması ve işyerlerinin önemli bir kısmının bu rekabeti körüklemesi ile birlikte, insanların bireysel başarılarını önceliğe almalarıyla daha sık karşılaşıyoruz. Bununla birlikte, insanların birbirini daha fazla yermesiyle, yapılan işleri eleştiri yağmuruna tutması bir adım sonra gelebiliyor. Ve geldiğimiz son noktada da, yenilik getirmek ya da farklı konular üzerinde çalışmak amaçtan çok kaçınılması gereken bir tavır haline geliveriyor.

    Burada yenilik ve farklılık vurgusundan çok bu tavrın sürekliliğe verdiği zararın üzerinde durmak lazım. Yukarıdaki tasviri bir vaka olarak ele alalım. Yenilik getiren kişinin aklından geçenlerin ne olduğu konusunda onu eleştirenlerin bir fikri var mı sizce? Bu kişinin kendini göstermeye çalıştığını, bunun için de mevcut ortamda gerekliliği şiddetle tartışılması gereken bazı işlere imza attığını düşünüyorlar eminim. Ve dışarıdan ilk bakışta haksız da sayılmazlar. Peki, bu kişinin amacının salt kendini göstermek olarak görülmesi ne kadar doğru? Bu kişi, gerçekten içinde bulunduğu yapıya katkı sağlayacak da olabilirdi. Kişinin niyeti farklı olmakla birlikte, teklif ettiği proje gerçekten kısa veya uzun vadede herkesin yararına olabilirdi, bu ne derece düşünülmüştür sizce? Ya da, bu arkadaş belirli bir süre sonra şirketten ayrıldı diyelim. Herhalde arkada kalanlar “Burada istediklerini yapamadı.” eksenli düşüncelere girecek. Peki o kişinin şirketteki emeklerine, geldiği noktaya, dahası şirketin ona yapmış olduğu doğrudan olmasa bile dolaylı yatırıma ne olacak? Öyle ya, birisi işe başladıktan sonra çalışacağı işi öğrenmek için, hiçbir eğitim programına tabi tutulmasa bile birilerine soru soracaktır. O insanlar da belirli ölçüde yardım edeceklerdir ki bu da var olan işleriyle uğraşmamaları demek. Bu da bir yatırım, öyle değil mi?

    Şimdi klişeleri kırıp bir de diğer taraftan bakalım. Yenilik getiren kişi, bunu ortaya koydu, baktı ki eleştiriden eyleme geçecek zemin yok ve ayrıldı. Peki bu kadar mı olmalıydı? Acaba onu eleştiren kişilerin aklındaki gerçek düşünceler neydi? Elindeki işi farklı sunsa, orada olan herkes bu atılımın onlara getireceği faydalar konusunda bilgi sahibi olsa, farklı olmaz mıydı? Ya da o kadar hazırlanılmış bir iş orada bırakıldığında ona yazık değil mi? Kişinin emeklerine, ısrarına, çalışmasına hatta umutlarına?

    Bütün bu anlattığım empati yüklü alternatif bakış birebir yaşandığı durumda ne farklıydı peki? İnsanlar birbirine kalıplarla bakmadılar; karşıdaki kişinin tam olarak ne anlatmak istediğine odaklandılar ve herkes bunu yaptığında muhtemelen daha başarılı oldular. Çünkü takım çalışması olarak yüceltip yine altını boş bıraktığımız, takım çalışmasına uygun olmak ya da olmamanın bütün mesele olduğu kavramda da esas, sinerji oluşturmaktır. Sinerji de temelde 2 kişiden 3, 3 kişiden 5, 5 kişiden 10 kişilik çalışma verimine ulaşabilmektir; dolayısıyla farazi değil ölçülebilir bir kavramdır. İnsanların basit süreçlerde bile iletişiminde ciddi aksamalar yaşarken, bu şartlarda kritik iş süreçlerine girip uzun süreler boyunca çalışmasını sağlamak çok zor hale gelmiyor mu sizce?

    İşin kötüsü bu kalıp yargılar tuzağına birçok insan düşüyor ve öğrenim düzeyi çok yükselmesi bu engeli daha da arttırabiliyor. Nedeni de basit, siz düşünce yapınızın temeline bir yargı oturtup, onun üzerine bir yapı kurduktan sonra tekrar geri dönmeyip en temeldeki yargıyı katı ve değişmez bir gerçek olarak gördüğünüz zaman hayatın belirli bir alanına kendinizi kapatıyorsunuz. “A bölgesinden kökenliler doğru iş yapmaz” üzerine kurulan yapıda A bölgesini, “X Üniversitesi’nden mezunsa burnu havada olur” üzerine kurulan yapıda X üniversitesi mezunlarını çerçeve dışına itmiş olursunuz ki nereden bakarsanız bakın size bir kayıp olarak yansıyacaktır. Kasten olmasa bile iradeniz dışında tek bir detayın göz ardı edilmesi bazen çok büyük kayıplara yol açabilir.

    Peki bu tuzağa nasıl düşüyoruz? Burada belirttiğim düşünce kalıplarını ve bu kalıplarda düşünen kişileri etiketleyip “Böyle yapmayın.” demek, yazımızın içeriğiyle birebir çelişecektir. İnsan zihni hızlı karar vermek, sorunların üstesinden gelmek ister. Bazı kişilik tiplerinde daha baskın olmak üzere öngörülü olmak, bir işin bütününe parçalardan hızla gidebilmek ister. Peşi sıra yaşanmış birden fazla olaydan sonra yaşanan başka bir olayı eskilerine benzeterek çözmek tecrübeli olmak demek ya da var olan bir tecrübeden faydalanmak demektir. Bu tarz bizi belki hiçbir zaman yanıltmayabilir. Dahası, yukarıda bahsettiğim yollardan geçmek aslında fazladan zaman kullanmayı getirir ve her süreçte bunu uygulamak birçok işyeri ya da iş kolu için zaman kaybı anlamına gelebilir. Dolayısıyla işletmelerde oturtulacak yapılarda bir konuya farklı açılardan bakabilen takımları bir araya getirmek buna en kestirme çözüm olacaktır. Ancak bu kişilerin bir araya getirilmesi işin ilk adımı, bu kişileri bir arada tutabilmek gerçek başarıdır. Farklı insanları bir arada tutabilecek düşünce yapısı, her birisini anlayabilme temelinde oluşturulmalı ve bu şekilde farklılıklar, farklı düşünceler kurtulmak gereken bir kusur değil, beklenmedik bir yer-zamanda farklı bir çözüme gidebilecek potansiyeller olarak ele alınmalıdır. Bir arada çalışmak ancak böyle keyifli, verimli ve kazançlı olur; bir kişi, grup ya da hiyerarşik kademe için değil, herkes için.

  • 29Ara
    http://hottelecom.com/articles/articles-July-2017.html

    Well, the trilogy is complete after years… With gamification itself, at least for me.

    This last chapter is a halt for me, I halt at the term and concept “Gamification” there are several reasons for that and I’d like so much to give details. Let me tell you within a story:

    5 years ago, when I got keen on gamification and started its course on Coursera (Kevin Werbach is setting the standards I believe with his curriculum) I found out a gamification project, the main topic of which was… recruitment. A process derived from gamification curriculum, only it was not a gamified recruitment, something different. These days, one of my close friends, Alper, gave me an advice to immediately publish a book on Gamification. For some time, I published blogs, assigned myself to several Linkedin groups and got in touch with the masters of this concept. One of them even invited me for a cup of coffee and from my new home Bursa one weekend; I came back to Istanbul just to enjoy a cup of coffee. Niels Van der Linden he was! We spoke a little; we found out that we had mutual connections, so on. Then, well, still the hope to launch the project.

    For the Gamification book, even though I still have a cool plan, I prefer to stop waving the flag and hand it out to Alper Berber. Well?? Not a multi-character situation, with a great coincidence, I have a name-double that is one of the numerous Gamification experts in Turkey; also; as far as I am concerned, in the world. I am curious if Niels found me back then while trying to get in contact with Alper. However, I am urged to stress this fact as there is a book of Alper published lately and I want to promote it by denying ownership since confusions can happen for the reasons I explained above.

    https://www.seckin.com.tr/kitap/978278528

    Well, let’s talk about other reasons to halt gamification for me.

    I am disturbed about images and shadows; about pretenders, look-alikes. While reality is not that complicated, pretending has various levels. For now, let’s take anything you see on social media pages. Are the images, the feelings real? Or do they pretend to be so? This is a relation that I see between games and gamification. Gamification is something that feels like a game, looks like a game, works like a game; only alike. Gamification is a pretender term because it is not a game. In fact, it may be used as a tool to hide bad intentions or second thoughts. In addition, it can never be something that I’d like to do as a job, working to form something that looks like a game but can be anything else.

    In fact, what I explain contains a part of gamification ethics and characteristics. However, the concept becomes the concept that is the sum of people’s perception and all of the operated processes, not the idealized concept. In addition, a gathered series of actions can either be a game or not a game. If it loses the characteristics of being a game, then it is not a game. So having some similarities with a game makes it something else. I like to design a series of actions as a game and I never want to lose this. In my opinion, an ungameable act will never be perceived as a game. So working on it does not make that much sense while being aware is an asset.

    Personally, I see that gamification has not become the concept that I’ve ever dreamt to be. The real reason behind this is the structure of organizations and job processes. Most of them are either non-existent or not consistent. But the main thing we know about games is that they are just and systemic. Rules are exact and not open to intrepretation. To make any system or a part of it game-like; input-output ratios should be balanced, action-reaction must be a match. Human nature is hardly that way but I am not trying to gamify life here, only a small part. A part which can be played voluntarily. but I hardly believe that you may find a distribution of player types (mentioning Bartle player types here) similar to the distribution in a, let’s say, game server. A reasonable set of rules in the world full of Killer type? Needs researching but not persuasive for me.

    This is my path and choices and I believe this will ever prove anything about gamification and anything that goes around it. I really respect every example that eases people’s lives without any concern but people’s having fun and/or being motivated from it. Only, as a personal choice, as an individual that cannot help thinking constantly about enhancing a system that he lives in, gamification is not the exact thing I must be doing. Serious gaming, maybe. Processes and data, probably. Data and human, exactly. And so it ends.. No, it has just begun.

  • 16Mar

    Welcome experience design. In fact, we have been doing this for some time now. Customer experience, considering what a customer’s been living from his/her entrance to your store until stepping away from the door should be among high rankings for concepts stated out loud. Of course, for non-store structures or conceptual products, we can still focus on experience that’s not been defined that often. As the HR part, I’d like to mention and define Humane Experience.

    All employees are customers of HR departments. So, telling now what I’d tell soon, I find this approach lacking. Yes HR benefits what marketing and customer relations develop, but the relationship between an employee and company is very different compared to a customer’s. What has been experienced as an employee consists full life dependency. Yes this relationship should be sustainable and short-term perspective doesn’t work much out here, just like an employee’s; but you should know more than what directly affects the perception. You, as the HR side should get as much information as you can to predict what possibly distrupts the commitment. What each individual can be disappointed to and what prevents an employee from future plans in his/her current role and/or organization… should be your concern.

    Therefore, this should definitely be approached as an experience, there’s much to do for its measurements and design, and this experience design should be key roles of some HR people. At the moment, this does interest me. Because as a recruiter I envision possible future setups for each candidate and a serious number of them become my colleague after a time. I feel responsible for the promises I give representing my company. Possibly not many people think that this is within my direct responsibility, but a possible scene that my statement for the past events’ being out of my responsibility would probably weaken their trust. And trust, is the main ingredient, flour of cake, about an individual’s intention to stay within the organization. I believe this is as important as any technological advancement on business life.

  • 19Kas

    Hayatın içerisinde ya da iş hayatındaki gerçeklerle yola çıkan, bu gerçekleri de süslemekten çok olduğu haliyle ve tüm açılardan ele alan kitapları okumak daha keyif veriyor. Bu kapsamda okuyup da inceleme yazmadığım kitaplar hakkında ayrıca yazılar yazmalıyım sanırım… Neyse, bu sefer Ortalamanın Sonu’ndan bahsedeyim.

    Ortalama değerler, genelleyici yargılar, sonrasında insanları prototipler ile karşılaştırarak değerlendirmek, günümüzde bilinçli kurumlar tarafından sorgulanan; bununla birlikte ölçüm aracı ve kriteri olarak sıklıkla kullanılmaya devam edilen kavramlar. İşte bu kitapta en başından itibaren tüm bu ortalama yaklaşımının anlamını sorguluyor. Çeşitli örnekler üzerinden bunu gerçekleştirirken kendi önermesini de ortaya koymayı ihmal etmiyor: İnsanları ortalama ile karşılaştırmak değil birey olarak ele almak; çeşitli özelliklerin de ortalamadan farkları üzerinden değil, kendi özgün yapıları içerisinde ve bir bağlam çerçevesinde ele alınması. Tabii bu konuyu insan kaynakları ve işe alım çerçevesinde işine yansıtacak birisi olarak özellikle bu bölümlere kitap içerisinde yapılan atıflardan ne kadar keyif aldığımı özellikle belirtmem gerekli.

    Bu kitabı alışılageldik değerlendirme tarzlarını sorgulayan herkese ve özellikle eğitimcilere tavsiye ediyorum.

  • 02Ağu

    Çalışan emeğini şimdiye kadar paraya tahvil etmek ve insanların ortaya koyduğu emeği fiyatlandırma üzerine kurulu bir insan kaynakları yapılanması üzerinden çalışanların şirketler için kıymeti ölçümleniyor. Muhtemelen bu yaklaşımın sonuna geliyoruz.

    Diğer taraftan, insanları bir kaynak olarak görmek de mantıklı değil çünkü insan bir işletme girdisi değil. İnsan kıymeti, entelektüel sermaye gibi kavramlar da insan faktörünün şirketler için değerini açıklamada “emek karşılığı para” yaklaşımından zaten daha kapsayıcı ve kullanışlı değil.

    Ancak insanla ilgili faktörler şirketler için kazanç oluşturabilecek değerli varlıklar olarak sınıflanabilir. Bu nedenle de bunları birer kıymet olarak görüp ve bunu somut var olan faktörlerle değil, geniş tanım içinde insanla ilgili çeşitli bileşenlerle açıklamak daha doğru olacaktır.

  • 24Tem

    Eşimin satın aldığı salatalık yetiştirme setinden çimlendirmeyi başardığımız 7 salatalık fidesini daha geniş yerlerine alıp ilerleyeceğiz. Muhtemelen salatalıkları tatlı patates ve soğan takip edecek. Bir de şanslı isek kurumuş bir bonsai ağacı için mucize arayacağız.

  • 19Nis

    My past notes about gamification was telling things but not visually. This time, I made something for myself only and this seems perfectly-gamified!

    I hate to work on crowded desktops. I feel very uncomfortable, but during times that I decide to clean up the mess, the result was well… A desktop that only has some shortcuts. Ok, so? And I like to change background pictures. While a slideshow of concept cars are cool, I wanted to change it. I thought that if I see a view that reminds me some moments that I forget my whole lifespan, I may feel more cheerful. and this definitely would be a PC game that I like to play a lot. Then I thought about icon adventures because they are the games which I focus on the cursor as much as I focus during work. They are games that are definitely beneficial for me to actually learn something. So I looked for a photo of Guybrush Threepwood wandering around, the guy as whom I love to act in an icon adventure. Well, in fact, there used to be Full Throttle, Grimfandango but Guybrush is a guy that makes you laugh so much.

    So next step was more certain. Why should I see Excel-Word-folder icons on Monkey Island for God’s sake? Won’t this be a desire to escape from work? As a PC user that experienced Windows 95, I am very fond of ico extension. And how different the shortcuts I had could act than a Monkey Islan menu? Well, not much, obviously. My Computer is Settings, my report interface is Examine. I have a folder that I keep any file that occupies me, so this is an inventory of files which can interact with other files, which changes a work result. What’s left; I like to see my projects and to do list. So I thought this could be similar to WoW concept; to do list is missions, projects are long termed missions, can be called as quests. Finally I wanted to put reading archive closed, and this is a library similar to many games that opens an interface that either tells the progress or details about the game.

    So that is my gamified desktop. Next time I’ll probably try Need for Speed or Carmageddon interface, Heroes of Might and Magic or Age of Empires is another good one. By the way, since it doesn’t change the way I work in desktop, I feel quite well compared to the times that I have an ordinary desktop alignment. For full desktop users, I may suggest a concept of Candy Crush Saga or tetris but I cannot quite imagine how this would seem or affect user experience and efficiency.

  • 20Mar

    Evimize özgü olduğunu düşündüm ama dışarıdaki insanlara anlatınca paylaşılan bir değer olduğunu anladığım salon koltuklarımız dan bahsetmek istiyorum. Hani kurulmayı daha iş yerindeyken düşünmeye başladığımız koltuklar var ya; şu “Mesai bitse de gitsem, bir güzel koltuğuma kurulsam.” dediğiniz? İşte o koltuklarla ilgili bir tespitim var.

    Gerek kitap okuduğumda gerek insanlarla konuştuğumda, gerek bir takım eğitimlere gittiğimde kendi kendime bazı planlar yapıp her günün sonunda hayatımı değiştirecek adımları atmaya karar verip, o koltukla temas ettiğim andan itibaren tatlı erteleme adımları ile başlayan ve kah bir oyunun başında, kah uyku aleminde, kah bir televizyon programında biten akşamlar yaşıyorum. O koltuk kendine adeta tutkallıyor beni ve yerimden kalkamıyorum. Elbette fiziksel olarak üstünden kalkmak kolay ama sonrası? Saniyeler içerisinde tekrar aynı yere yığılıyorsunuz, o koltuk sizi bir mıknatıs gibi kendine çekiyor. Bazen yatma zamanı geldiğinde, ya da vücudunuz uyanık kalmaya ciddi olarak direnmeye başladığında, ya da zihniniz pes edip başka alemlere daldığında gününüzün nasıl geçtiğinin muhasebesini bile yapamıyor, fethetmesi çok kolay bir kaleyi yine fethedemeden yeni bir güne başlıyorsunuz.

    Bu tasviri kendi kendime yapmış ve kimseyle paylaşmamıştım ama birilerine anlatınca ilgi çekici olduğunu gördüm ve bunun üzerine paylaşıyorum. O koltuk bir koza, bir yaşam alanı, bir mıknatıs veya bir hapishane oluyor. Ama tespiti tek başına yapmak yeterli değil; neden bir koltukla böyle bir ilişkiyi kurduğumuzu ortaya koymak da önemli. Benim bu konudaki tespitim ise tanıdık gelecek bir ifade: Konfor alanı.

    Yaşantımızda birçok uyaran var ve bu uyaranlardan kendimizi soyutlamak istiyoruz. Özellikle de çok sıkı çalışıp yoğun bir günün ardından kendimizi dinlenerek ödüllendirmek istediğimiz zaman. Kişiden kişiye değişen dinlenme metotları var elbette; bu kimisi için akşam haberleri, kimisi için dijital oyunlar, kimisi için birisi ile sohbet, kimisi için ise sosyal medyaya dalmak şeklinde oluyor. Burada kişilik özellikleri önemli olmakla birlikte, tamamının dayandığı yerin konfor alanı olduğunu düşünüyorum. Konfor alanlarımızda kendimizi gündelik yaşamdan soyutlayarak dinlendiğimizi düşünüyoruz. Halbuki, özellikle elektronik cihazlarla eyleşmek bırakın kafanızı dağıtmayı, sizi daha da yoran ya da en iyi ihtimalle nötr etkisi olan zaman çalıcılar oluyor. Elinizden bıraktığınız kitap, ertelediğiniz sporunuz veya birazdan bakmayı planladığınız ev işleriniz biriktikçe ve bunları tamamlamakla ilgili bir hedef de belirlemişseniz, iyi bir düşünce ve eylem planı ile yaptığınız bu işleriniz size yük olarak dönüyor. Okumak üzere alınan her kitap, şansı varsa antika olarak kalacak olan el sanatları, enstrüman vb. eşyalarınızın maddi yükü bile bir araya getirildiğinde ciddi meblağlara karşılık gelebiliyor.

    Hepsi tabelasında Konfor Alanı yazan, koltuktan imal edilmiş tek kişilik hücrenizden çıkmamanızdan kaynaklı bu hale geliyor. Bu kadar tespiti yaptıktan sonra reçete de yazmak gerekirdi ama, kişisel çözümlerin bütünsel gibi aksettirilmesi bu analizin ardından daha büyük kötülük olur gibi. Kiminiz tünel kazacak, kiminiz parmaklıkları eyelemeye başlayacak, kiminiz “Beni çıkarın.” diye yardım çağıracak, hatta bazıları hapsolduğu yerde kalarak bunu aşabileceği konusunda kendini telkin edecek; hangisi size daha uygun olur ve somut karşılıkları her bir kişi için ne olur emin değilim. Ama söz, genel geçer sonuçlara erişirsem burada mutlaka paylaşacağım.

  • 29Oca
    http://blogs-images.forbes.com/rogerdooley/files/2016/02/martin-lindstrom-feat.jpg?width=960

    Martin Lindstrom’un kitabını raflarda göreli ve peşinden orjinalini e-book olarak alalı epey zaman geçti ama kitabı okumayı yeni bitirebildim. Biraz iyi, biraz kayıp. Kayıp çünkü daha önceden buradaki yöntemi izlemeyi öğrenebilmiş olsaydım katma değeri olabilirdi. İyi çünkü bir önceki yazdığım gibi karakter üzerine odaklandığım günlerde karakter üzerine bir çözümleme metodu kazanmış oldum. Benzer odaklılığım geleneksel pazarlama yöntemlerini sorgulayan hatta aksini iddia eden kitaplar için de olması bu kitabın benim için cazipliğini arttırıcı bir unsur oldu.

    Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum çünkü anafikir olarak çıktığı “Büyük veri analizlerinin karşılamadığı yerleri küçük detaylara odaklanmak karşılayabilir.” savının gerekçelendirildiği deneyimler gerçekten enteresan. Bununla birlikte, Lindstrom’un kitap sonunda ortaya koyduğu metodolojiyi de yeni çalışma alanım olan karakter çerçevesinde tekrar başlıklar haline getirmek de keyifli oldu.

    Ancak bu metodolojiyi ortaya koyup kitaptaki bilgileri açık etmek yerine, Lindstrom’un yönteminin küçük yaşta kitabıyla tanıştığım andan itibaren hayranı olduğum Sherlock Holmes maceralarında Sherlock’un çözüm yöntemine benzer şekilde olduğunu belirterek ipucunu vereyim isterim. Lindstrom da kitabında izlediği sürecin bir dedektiflik işi olduğunu birden fazla yerde belirtiyor, ben de Lindstrom’un farklı sektörlerdeki “maceralarını” Sherlock Holmes çözümlemeleri kadar keyifli buldum. Ki bunların çok farklı şirketlerdeki çok farklı pazarlama problemlerini çözmüş olması da ayrıca keyifli.

    Kitabın savunduğu teze destek çıkmak, bilimsel çalışma karşısında alaylı bilgisini övmek gibi gözükmesin sakın. Çünkü belirttiğim gibi her ne kadar Lindstrom çok statik bir formüle bağlamak istemese de belirli bir metodolojisi olan, farklı deneyimlerle teyit edilen çalışmalar üzerinden derdini anlatıyor ki sadece farklı bir bakış açısı olması sebebiyle bile tavsiye edebileceğim bir kitapken, kanımca ismi çok geçen ancak ayrıntılarına girildiğinde uygulama planından ziyade teknik detaylara boğulduğunuz “büyük veri” kavramına sıkı bir eleştiri getirdiğini de tekrar vurgulamakta fayda var. Diğer ayrıntılar için Küçük Veri okunula, okutula..

  • 26Oca
    http://profspevack.com/archive/animation/tech_support/images/character_dev/characters_types.jpg

    There’s been a while since I last wrote to the blog. This was more likely, a result of focus loss for the topics I’ve mentioned here so far (heroism, gamification, perfectionizm, etc.) Not about topics, at least I can admit that gamification was an emerging issue when I first heard of it and I believe in some characteristics of the concept. But not the exact point I want to stand because for my perspective serious games seem more likely to be on the way. But it’s utopic to claim that you may transform businesses to playable games at an instant, with the fact that many people don’t either want to play a game or take it too seriously for a possible player.

    Before the bulb shined brightly, I was wandering in a bookstore. People write books on several issues but they stand on a specific area. Name it sales, name it marketing, name it product, name it with specific subjects like procrastination, time management, resiliency, story telling, etc. “But I don’t have it.” I thought just before I pass near a psychotherapy book based on movies. Well, it was giving examples from movies about problematic character examples, about psychiatry issues. Than I was there, I found it. It was character.

    It is character that we’re looking for, either in life, in business or ourselves. It’s character that we become when we play a game, it’s character that we focus or take into consideration as we read a book, watch a movie. Just before it hit me, I was thinking that if I wrote a book, the main character would be myself. I cannot think of anything else. But I have to get over it. And so I thought, why should I not focus on character? Yes, there are values but they are actually used to define a character. Yes, there are stories but they are parts from what one or more characters do.

    In my current job, I try to figure out what kind of character is sitting across me. I need to specify the details just like searching for pieces of a puzzle inside a mess. So I both have and will need tools to outline a character and I need to use several of them in different occasions; thiy maybe during an interview or a benchmark for a specific position.

    The ideas are not shaped yet, but it seems a good point to start from creation of a character and the point of view will probably be more artistic, specifically, as a scenario writer or actor.